• DERGİ
  • SİNEMA
  • GEZİ
  • BİYOGRAFİ
  • ANALİZ
  • TARİH
YAZARLARIMIZ
necdet meşe
necdet meşe
KİRLİ STK′LAR - II
osman koca
osman koca
İFTARİYELİK
fehmi yakut
fehmi yakut
DİYALOG ZEHİRLENMESİ
kaniye ayer
kaniye ayer
KENDİNE İNANMALI, BAKUGAN’INA GÜVENMELİSİN!
cengiz cantürk
cengiz cantürk
İDRİS-İ BİTLİSİ
abit yaşaroğlu
abit yaşaroğlu
SİYONİZM VE GEMİLER
hamit hatipoğlu
hamit hatipoğlu
KATSAYI KARARINA DAİR
hüseyin kerim ece
hüseyin kerim ece
SÜKUTUN DİLİ
mehmet horasan
mehmet horasan
CUMA GÜNLERİ İMAMLARA ÖZGÜRLÜK
alim daşpınar
alim daşpınar
GIDA SAVAŞI - II
metin ünlü
metin ünlü
GÜLÜMSÜYORUM
GENÇ KALEMLER
tuğba sevim
HADİ AĞLA BİRAZ
tuğba sevimesma pınar kavalcı  kübra şenalaynur malkoç hilal yılmaz kübra kuruner neslihan arviş
ALINTI YAZILAR
hüseyin akın
Zor zamanda konuşmak
Bookmark and Share Bu yazi 94 defa okunmustur.

ZOR ZENAAT; NECİP FAZIL’I YAZMAK / FEHMİ YAKUT
22.12.2009 /
Necip Fazıl’ı yazmanın, İstanbul’a şiir yazmak kadar zor olduğunu anladım.

 

Necip Fazıl’ı yazmanın, İstanbul’a şiir yazmak kadar zor olduğunu anladım. Yazılabilecek o kadar çok şey olmasına rağmen, yazılmışların yanında, yazabilecek bir şey kalmıyor sanki.
 
Yaşar NABİ’ nin ifadesine göre;
“-BİR MISRAI BİR MİLLETE ŞEREF VERMEYE YETER!..)”
 
 Nurullah ATAÇ’ a göre
“–Yarına kalacak tek şair...”
 
Hele Ahmet Hamdi TANPINAR’ ın “Necip Fazıl olabilmenin ahmakça saadetine ne kadar muhtacım.” itiraf ve hayranlığı karşısında, söylenecek söz bulamıyor insan.
 
Necip Fazıl’ın biyografik ve antolojik bilgilerini sizlere sunmaya çalışmayacağım. Edebi ve fikri duyarlılığı olan siz okuyucularımızın bunları gayet iyi bildiğinizden eminim.
 
Necip Fazıl’ ın genellikle şiir yönü yazılıp, çizilse de. Necip Fazıl’ ı nesirden, fikirden ve mücadeleden ayrı tutmak mümkün değildir. Necip Fazıl şiirlerinde, hep o eşiğin bir adım ötesini, o perdenin arkasını, mana madde ilişkisinde, mananın derinliğini arzulamış, estirdiği fırtınayla her dem, mana kapılarını zorlamıştır.
Kendi tabiriyle;
“Şiir, mutlak hakikati aramakta, fevkalâde sarp ve dolambaçlı, fakat kestirme ve imtiyazlı bir keçi yoludur. Oradan kalabalıklar değil, sözcükler, işaret memurları ve kılavuzlar geçer. Şiir söyleyen, onu gerçek söyleyen, kılavuzdur...”
 “Ve şiirin, ister O’na inanan ve ister inanmayan elinde, ister bilerek ve ister bilmeyerek, O’nu aramaktan başka vazifesi yoktur.”
 “Şiir Allah’ı sır ve güzellik yolunda arama işidir.” 
 
Bu ifadelerinde de görüldüğü gibi, ruh ve madde münakaşasını sürekli diri tutmuş, ruhun maddeye üstünlüğü prensibini savunmuştur. Ölüm temasını işlerken kendinin ötelerin ötesine geçen bir tavır sergilemiştir. “Geçilmez” adlı şiirinden bir bölüm aktarmak istiyorum sizlere. Lütfen okuduktan sonra, fazla değil beş dakika gözlerinizi kapayın ve tefekkür edin. Necip Fazıl’dan ruhunuza doğru esecek ıhlamur kokulu o ılık esintiyi hissedeceksiniz.
 
Bu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez;
Eşten, dosttan, sevgiliden ayrılmadan geçilmez.
...
Ne okudun, ne öğrendin, ne bildinse berhâva;
Yer çökmeden, gök iki şak yarılmadan geçilmez.
 
Geçitlerin, kilitlerin yalnız O’nda şifresi;
İşte, işte o eteğe sarılmadan geçilmez!
 
Necip Fazıl şiirlerini bina ederken, duvarlarında ahengi ve manayı bozacak, sırıtacak bir tek tuğla dahi kullanmamıştır. Şiirlerini, arının bal yapma titizliği ile nakışlarken, dış kabuğu, mükemmel bir estetikte sunmuş ancak, özdeki manayı hiçbir zaman sulandırmamıştır. Kelimeleri ruhunun, imbiğinde damla damla damıtıp, nektar haline getirerek sunmuştur bizlere. Öyle ki, O’ nun bir mısrasını açıklamak için sayfalarca ve hatta ciltlerce kitap yazmak mümkündür. O’ nun iç derinliğine şimdiye kadar hiçbir el uzanamamış, hiçbir ip yetişememiştir. Bu kadar mana ve tasavvuf derinliği olmasına rağmen, asla sessiz ve asude olmamıştır. Tam aksine lügatımıza “fikir öfkesi” tabirini O sokmuştur. “İnsan başını sıçan kafasından ayıran tek hassa... Ha tüfeği olmayan asker, ha öfkesi olmayan fikir!..” sözlerinde fikri öfkesini ortaya koyduğu gibi; “Fakat öfkesiz fikir ne kadar acıklı bir manzaraysa, fikirsiz öfke de o nisbette merhamete layık bir levha...” diyerek fikirsiz öfkenin ne kadar acınacak bir durum olduğunu ortaya koyar. Mücadele ile geçen ömrü boyunca fikri yalnızlıklar da yaşamıştır Necip FAZIL. Buna yalnızlık değil de duyarsızlık desek daha doğru olur. Ölümünden üç yıl önce şiirin zirve defterine şu notu düşmüştür Üstat.  
 
“Lâfımın dostusunuz, çilemin yabancısı
 Yok mudur sizin köyde, çeken fikir sancısı?”.
 
Şiirlerinde genel olarak işlediği temaları; Allah, ölüm, dâva ve cemiyet, tecrit olarak sıralamak mümkündür. Hangi temayı işlerse işlesin, bütün şiirlerinin merkezinde mutlaka manevi bir hava mevcut olmuştur. Necip Fazılı tek kelime ile ifade edebilmek mümkün olmasa da , “üsdat”, “zirve”, “öz” kelimeleri O’ nu ifade etmeye yardımcı olur kanaatindeyim.
Nesirlerinde yine ilahi sevgi ve üstün bir ahlak felsefesini savunur. Bunu ifade ederken, batının Shakespare ’i kadar usta ve mükemmeldir. “Tohum” ve “Bir adam Yaratmak” Türk tiyatrosuna yeni bir tat getirmiş ve yeni bir ivme kazandırmıştır.
Yazımı O’nun vasiyetinden bir bölümle bitirmek istiyorum.

... Fikir ve duyguda vasiyete lüzum görmüyorum. Bu bahiste bütün eserlerim, her kelime, cümle, mısra ve topyekün ifade tarzım vasiyettir. Eğer bu kamusluk bütünü tek ve minicik bir daire içinde toplamak gerekirse söylenecek söz "Allah ve Resulü; başka her şey hiç ve batıl" demekten ibarettir...
 
... İslam’a pazarlıksız ve sımsıkı bağlanmadan önceki şiirlerim ve yazılarım arasında hatta küfre kadar gidenler ise, çoktan beri eser çerçevem dışına çıkarıldığı, her birinden ayrı ayrı istiğfar edildiği ve çöp tenekesine atıldığı için nereden nereye geldiğimi göstermekte bile kullanılmamalı ve onlarla müminleri benden çevirmek isteyeceklere -çok denenmiştir- şu cevap verilmelidir: "Koca Hz. Ömer bile Allah’ın Resulünü öldürmeye davranmış ve peşinden bütün sahabelerin, derecede ikincisi olmak gibi bir şerefe ermiştir. Hiç ona bu ilk davranışından ötürü sonradan dil uzatan olmuş mudur? Belki o noktadan bu noktaya gelmekte faziletlerin en büyüğü vardır." Eserlerim mevzuunda vasiyetim kısaca şu: İlk yazılarımdan birkaçı asla benim değil; sonrakiler de en dakik şeriat mihengine vurulduktan, yani nasip olursa tarafımdan bütünleştirildikten sonra benim... Bir kısmını şimdiden tamamlamış bulunduğum eserlerim üzerinde bu ölçüyü devam ettirmek ve en titiz murakabeyi sürdürmek borcu ise, mirasçılarımın ve manevi mirasçım gençliğin...
 
...En büyük korkularımdan biri, nice müellifin başına geldiği gibi, ölümümden sonraki tahriflerdir.
 
...Beni,ayrıca hususi vasiyetimde gösterdiğim gibi, İslami usullerin en incelerine riayetle gömünüz!...

Burada, umumi vasiyette de belirtilmesi gereken bir noktaya dokunmalıyım:1935 yılında, Mürşidim ve Kurtarıcım Esseyyid Abdülhakim Efendi Hazretlerine, bir yazımı okumuştum. Bu yazı, kendilerini tanıdıktan sonraki dünya görüşüme ait olarak, zamanenin bize aykırı, meşhur bir gazetesinde çıkmıştı ve Türk′ün tarih muhasebesini İslami tefekkür noktası etrafında çerçeveliyordu. Yazıyı ellerine aldılar, kalem istediler ve üstüne öz elleriyle "altın ile yazılacak yazı"buyurdular. İşte hususi zarfında duran bu kesilmiş makaleyi, bütün eserlerimin tasdiknamesi olarak kefenime iliştirsinler...
 
...Cenazeme çiçek ve bando mızıka gönderecek makam ve şahıslara uzaklığımız ve kimsenin böyle bir zahmete girişmeyeceği malum. Fakat bu hususta bir muziplik zuhur edecek olursa, ne yapılmak gerektiği de beni sevenlerce malum... Çiçekler çamura ve bando yüzgeri koğuşuna...
 
…Cenazemde, namazıma durmayacaklardan hiç kimseyi istemiyorum! Nede,kim olursa olsun,kadın...Ve bilhassa,ölü simsarı cinsinden imam! Ve "bid′at" belirtici hiçbir şey! 
 
…Başucumda ne nutuk, ne şamata, ne medh, ne şu, ne bu... Sadece Fatiha ve Kur′an...
           
Mekânı Cennet olsun.
                                  



Etiketler

  Yorumlar
+ Yorum ekle
Henüz hiç yorum yapılmamış.