• DERGİ
  • SİNEMA
  • GEZİ
  • BİYOGRAFİ
  • ANALİZ
  • TARİH
YAZARLARIMIZ
necdet meşe
necdet meşe
KİRLİ STK′LAR - II
osman koca
osman koca
İFTARİYELİK
fehmi yakut
fehmi yakut
DİYALOG ZEHİRLENMESİ
kaniye ayer
kaniye ayer
KENDİNE İNANMALI, BAKUGAN’INA GÜVENMELİSİN!
cengiz cantürk
cengiz cantürk
İDRİS-İ BİTLİSİ
abit yaşaroğlu
abit yaşaroğlu
SİYONİZM VE GEMİLER
hamit hatipoğlu
hamit hatipoğlu
KATSAYI KARARINA DAİR
hüseyin kerim ece
hüseyin kerim ece
SÜKUTUN DİLİ
mehmet horasan
mehmet horasan
CUMA GÜNLERİ İMAMLARA ÖZGÜRLÜK
alim daşpınar
alim daşpınar
GIDA SAVAŞI - II
metin ünlü
metin ünlü
GÜLÜMSÜYORUM
GENÇ KALEMLER
tuğba sevim
HADİ AĞLA BİRAZ
tuğba sevimesma pınar kavalcı  kübra şenalaynur malkoç hilal yılmaz kübra kuruner neslihan arviş
ALINTI YAZILAR
hüseyin akın
Zor zamanda konuşmak
Bookmark and Share Bu yazı 172 defa okunmuştur.

RESMİ BİR DALAVERE: DOMUZ GRİBİ AŞISI 31.12.2009

 

Önce o müthiş haberi okuyalım: “Sağlık Bakanlığının, sağlık personeliyle belirli grupları domuz gribine karşı aşılamak üzere aldığı ”A (H1N1)” tipi aşıları Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi (RSHM) Başkanlığı’nda incelenmeye başlandı. Aşılar 14 gün sürmesi beklenen analizler sonunda uygun bulunursa illere dağıtılacak. Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanı Doç. Dr. Mustafa Ertek, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Türkiye’ye getirilerek bakanlığın soğuk hava depolarına konulan 490 bin doz pandemik influenza aşısından rastgele seçilen 35 örneğin merkezin ”Biyolojik Kontrol ve Araştırma Laboratuarına” teslim edildiğini söyledi. Ertek, buradaki analiz sonuçlarının olumlu çıkması halinde aşıların uygulanmak üzere illere dağıtılacağını bildirdi.” (Gazeteler)                                    
Bakmayın öyle anlaşılmaz tıbbi terimler kullanarak meselenin sorunsuz, endişesiz ve güya bilimsel bir şekilde çözülmüş gibi gösterilmesine… Şu bir gerçek ki, ülkemizde aşılar ve benzer ilaçlar gibi ileri teknoloji gerektiren sağlık konularını inceleyebilecek teknik donanımı yüksek laboratuarlar maalesef yok! Evet yok! Geçen yıl bir doktor hanımın “Sağlık Bakanlığı’nda akademisyenlerden oluşan 150 kişilik bir uzman heyet, ülkeye giren bütün aşıları titizlikle inceliyor!” demesi üzerine söylediğim gibi; “Bu heyet Sağlık Bakanlığı’nda aşıları nasıl inceliyor acaba, gözleriyle bakarak mı?”
Buyurun isteyene işte delil; “Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi (RSHM) aşı üretimi, alımı ve denetimi konusunda ülkemizdeki en etkin ve yetkin kuruluş olarak varlığını sürdürmektedir. RSHM’nin görevleri arasında koruyucu hekimliğin gerektirdiği aşı, serum ve diğer biyolojik ürünleri üretmek ilk sırada sayılmaktadır. Oysa bu kadar önemli bir kuruluş bugün, gerekli teknolojik iyileşmeler yapılmadığı için geniş çaplı aşı üretimi yapamamaktadır. Üstüne üstlük RSHM, ilk aşısı olan BCG’yi 1931 yılında üretmiş. 1996 yılında difteri-boğmaca-tetanos,1998 yılında da BCG aşısı üretiminin durdurulması ile bu süreç sona ermiş. Şimdi ise dışarıdan satın alınan aşılara bağımlıyız. Her yıl elli milyon doz aşı ithal ediyoruz. Bir tarafta teknolojik iyileştirme bekleyen bir merkez, bir tarafta aşı alımına harcanan milyonlarca lira… Sağlık bakanı bu durumu şöyle açıklıyor. Bakana göre RSHM’ye gerekli yatırım yapılsa bile dışarıya satacak kadar aşı üretme şansımız yok. Yani sözün kısası, kâr etmeyecek bir aşı üretimi olacak. Bakan yine aynı açıklamasında, dünyada aşı üretiminin biyoteknolojiye dayandığını ifade ediyor… Sağlık Bakanlığı, Dr. Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi bünyesinde uzun yıllar kapalı kalan aşı üretim tesislerinin yeniden faaliyete geçirilmesi için de çalışma başlattı. Çalışmaların tamamlanmasının ardından yaklaşık sekiz yıldır ara verilen aşı üretimine yeniden başlanacak. Sağlık Bakanlığı, şimdilerde yabancı sermaye iş birliği ile aşı üretimine tekrar geçmeye hazırlanıyor. İlaç alanında dünya devi Pasteur, Merk, Glaxo Smith Kline(GSK) gibi yedi firmadan biri Türkiye`ye aşı üretim tesisi kuracak… Türkiye`de bağışıklamada kullanılan aşıların yaklaşık yüzde 60`ı Sağlık Bakanlığı, yüzde 30`u özel sektör tarafından ithal ediliyor. Yüzde 10`u ise bağış olarak sağlanıyor. Türkiye, aşı için her yıl ortalama 18 milyon dolar harcama yapıyor. 8 yılda toplam 220 trilyon liraya ulaşmış bulunuyor. Yani korkunç büyüklükte bir pazardan söz ediyoruz.
Domuz gribi aşısı meselesini rasyonel değerlendirebilmek için, ülkemizde aşının durumu, tarihi ve pazarı konusunu iyi kötü bilmek gerekir. Ancak o zaman nasıl bir dolap döndürüldüğünü, milletin nasıl yolunacak kaz ve her türlü teste açık kobay yerine konulduğunu anlayabiliriz.
Sağlık-Sen yetkilileri, Türkiye`nin aşısını kendisi üretebilecek kapasitede olduğuna inanıyor. 1930`lu yıllarda 104 kalem aşı ve serum üreten Hıfzıssıhha`nın bu faaliyetini 70 yıl sonra neden devam ettiremediği sorusunu soruyor. Ahmet Aksu, Türkiye`de ve dünyada bir aşı mafyasının olduğunu iddia ederek, üç beş firmanın aşı piyasasını elinde bulundurduğunu söylüyor. Ona göre Türkiye`de yerli ilaç sanayii giderek azalıyor. Bunun nedeni ise aşı üretimini gerçekleştirecek kişilerin yabancı sermayeye bağlı kalması. Bakanlığın uygulamaya koymak istediği projeyi doğru bulmadığını söyleyen Aksu, “Gelecekte ne olacağını bilmiyoruz. Türkiye kendi ilacını da, aşısını da üretmeli. Üretenler yabancı sermaye. Yarın bir gün ilaçsız ve aşısız kalırsak ne yapacağız?” diyerek endişesini dile getiriyor. Aksu, ilaç ve aşı sanayiinin tamamen yabancı sermayeye devredilmesine karşı çıkıyor. Türkiye kendi aşısını üretmek zorunda, çünkü aşı gibi stratejik bir madde dışa bağımlı olamaz: “Ülkeler ilerde ortaya çıkabilecek herhangi bir savaş veya salgın için ilaç ve aşı depoluyor. Biz dışa bağımlı olduğumuz için aşı ve ilacı bu tür olaylarda nereden bulacağız? Kimse bize ne ilaç verir ne de aşı. Bu yüzden Türkiye acilen kendi aşısını kendi üretmeli.”
Peki yerli üreticiler ilaç sanayiinden ciddi paylar almasına ramen, bugüne kadar aşı işine neden girmediler? Sorunun cevabını özel sektör temsilcileri veriyor. Mustafa Nevzat İlaç Sanayii Anonim Şirketi Genel Koordinatörü Levent Selamoğlu, aşı üretiminin özel teknoloji gerektirdiğini kaydediyor. Türkiye`de ticari boyutta aşı üretimi yapabilecek teknolojik alt yapının olmadığını vurguluyor. Selamoğlu, böyle bir üretime başlamak için de firmaların ciddi yatırımlar yapması gerektiğinin altını çiziyor. Projede yabancı firmaların tercih edilmesinin doğal olduğunu belirten Selamoğlu, ülkemizde ilaç üretimine katkı sağlayacak her türlü yatırımın olumlu değerlendirilmesi gerektiği inancında. Fakat bir ülkenin sadece aşılarını değil stratejik tüm ilaçlarını kendisinin üretmesinden yana olduğunu söylemeyi de ihmal etmiyor. Abdi İbrahim İlaç A.Ş Genel Müdürü Erman Atasoy da aşı üretimi için uygun teknolojinin Türkiye`de bulunmadığı tespitine katılıyor. Dolayısıyla bu şartlarda yerli bir firmanın aşı üretmesinin mümkün olmadığını, yabancı sermaye üretse de ülke için faydalı olacağı görüşünde. Ülkemizde teknolojik altyapısı uygun laboratuar yok, aşı üretimine uygun teknoloji yok; ama buna rağmen nasıl oluyorsa Sağlık Bakanlığı ve Hıfzıssıhha Enstitüsü Domuz gribi aşılarının gönül rahatlığı içinde “analize tabi tutularak titizlikle incelendiğini” kamuoyuna duyurabiliyor.
Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanı Doç. Dr. Mustafa Ertek; “Tüm ilaç ve aşıların birtakım yan etkileri olduğunu, ama bu aşıda kamuoyunda tartışıldığı gibi bir yan etkinin söz konusu olmadığını vurgulayan Ertek, adjuvandan dolayı aşının yapıldığı yerde kızarıklık ve şişliğin diğer aşılara göre daha fazla olabileceğini bildirdi... Yan etki takibinin süreç içinde hem Türkiye’de, hem de diğer ülkelerde yapılmaya devam edileceğini anlatan Ertek, ama şu anda bir risk görülmediğini vurguladı.” Görüldüğü gibi, RSHMB başkanının da kafası oldukça karışık; “aslında aşıların yan etkisi varmış”, ama bu Ağustos (2009)’ta üretilen “Domuz Gribi Aşısının bir yan etkisi söz konusu değilmiş”, fakat yine de “etki takibinin süreç içinde hem ülkemizde hem diğer ülkelerde yapılmaya devam edeceğini” bilim adamı haysiyetine yakışmayan bir üslupla dile getiriyor. Çünkü Faz 1 ve Faz 2 testleri yapılmadan piyasaya sürülen (ki yasaktır) aşıların ve dolayısıyla aşı tröstlerinin savunmasını yapıyor. Daha tuhafı, Türkiye’nin H1N1 aşısının Faz 1 denemesi için kobay olarak kullanıldığını alenen ilan etmesi ki, Sağlık Bakanı Akdağ’da aynı yönde açıklamalarıyla durumun böyle olduğunu teyid etmiştir.
Sağlık Bakanlığı, domuz gribi aşısının öncelikle sağlık personeline ve hacı adaylarına yapılacağını açıklandı. Dolayısıyla isim isim aşı olan vatandaşlarımızın istatistiği tutularak, önümüzdeki yıllarda mezkur aşıdan dolayı vuku bulacak ölümler ve hastalıkları rahatlıkla tespit etmek (Ertek’in temennisine göre) mümkün olacaktır. Anacak, geçmiş tecrübelerimize dayanarak, bunun olmayacağını -daha doğrusu gizemli bir el tarafından yaptırılmayacağını- adımız gibi biliyoruz. “Bu ülke”de şimdiye kadar halk merkeze alınarak, neyin istatistiği çıkarılmış ve halkın menfaati doğrultusunda yol haritası belirlendiği görülmüştür ki?
”Domuz gribi aşısı olmayı reddedenlerle ilgili ne gibi bir uygulamaya gidileceği?” sorusu üzerine de Ertek, ”Aşı tamamen gönüllülük esasına göre yapılan bir aşıdır. Birisi kendisine ya da çocuğuna aşı yaptırmak istemezse yapılamaz. Ama bunun doğuracağı sorumluluklar da o aşıyı yaptırmayan kişiye ait olacaktır” diye konuştu. Ardından Başbakan’da “domuz gribi aşısı yaptırmayacağım” açıklamasında bulundu. Demek ki ne imiş; lisan-ı hal ile en yetkili ağızlar; “biz bu aşıya çokta güvenemiyoruz, yaptırıp yaptırmamakta serbestsiniz” demek istiyor. O halde ey anne-babalar, sorumlu şahıslar ve yetkili vicdan sahipleri; yetkililerin bile güvenmediği bu aşının tehlikelerinden kendimizi ve çocuklarımızı koruyalım!
Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın açıklamasına göre 2008 yılı Kasım ayından bu yana aşı alımı için 207 milyon 460 bin 418 lira harcanmış. Bu demektir ki “aşı sektöründe” akıllara ziyan akçeli işler dönmektedir ve aşı ithalatından birileri voleyi vurmaktadır. Belki de başbakan2ın açıklaması bu tehlikeye dikkat çekmek içindi kim bilir? Sayın Bakan, Domuz Gribi hakkında ülkeye dehşet salan açıklamalarında, eğer önlem alınmazsa nüfusun 3’te birinin hastalığa yakalanacağını ve bir yılda 5000 kişinin öleceğini ilan etti. Önlem olarakta, kişi başına maliyeti 500 TL’yi bulan aşılardan Ocak 2010’a kadar tam 24 milyon doz sipariş edildiğini duyurdu. Şahsen, Sağlık Bakanı’nın dehşet senaryosu üzerine bu müthiş pazardan pay alacak ithalatçı firmaları/şahısları çıldırasıya merak ediyorum.  
Eski Sağlık Bakanı Osman Durmuş, Sağlık Bakanlığınca 43 milyon doz aşı sipariş verdiğini, bunun için 500 milyon TL ayrıldığını bildirdi. Selçuk Üniversitesi’nden veteriner Prof. Dr. Osman Erganiş′in ′′50 milyon TL′ye Türkiye′nin 10 yıllık aşısının üretilebileceğini′′ ifade ettiğini belirten Durmuş, ′′Yani yıllık ihtiyaç 5 milyon TL ile karşılanabilecek iken, 500 milyon TL veriyoruz. Bunun yorumunu vatandaşlarıma bırakıyorum′′ dedi. Vatandaş şaşkın bakışlarla, kökü dışarıdaki ilaç tröstlerine dayanan nasıl bir resmi dalavereye kurban (doğrusu kobay) gittiğini anlamaya çalışıyor.
 
Durmuş, ′′Domuz gribi daha hızlı yayıldığı halde mevsimsel gripler kadar korkutucu ve öldürücü değildir. Peki niçin toplum paniğe sevk edilmekte ′aman elinizi çabuk tutun ve hemen aşı olun′ denilmekte? Küresel krizin faturası gelişmekte olan ülkelere bu şekilde ödettiriliyor.′′ Açıklamasında bulundu. Durmuş, medeni ülkelerde ilaç veya aşı üretildikten sonra; laboratuarda etkinliği, yan etkileri, biyolojik olarak hayvan deneyleriyle güvenilirliği test edildikten sonra insan üzerinde Faz-1 (üçüncü dünya ülkelerinde gönüllülere ve özendirme) ile Faz-2 (geri kalmış ülke insanları üzerinde denenmesi) uygulamalarına gidildiğini anlattı.
Durmuş devamla “Sayın Bakan, firma yetkililerinin aşıyı Sağlık Bakanlığına vermeyeceklerini, kendi personelleri marifetiyle Türkiye′de aşılama yapacaklarını ifade etmiştir. Eğer bu bilgi doğru ise bunun anlamı ′biz 40 milyon denek (kobay) üzerinde Faz-1 uygulaması yapacağız′ demektir. Ülkemiz insanını üçüncü dünya ülkesi vatandaşı gibi kobay olarak kullandırmak, bir Bakan′a ne gibi bir itibar kazandıracaktır′′ diye konuştu.
 
Buradan çıkan açık sonuç; daha Ağustos 2009’da Batı’da üretilmiş Domuz gribi Aşılarının testinin yapılmadığı, doğrusu buna zaman olmadığı ve devlet onayı ile ülke insanının kobay olarak kullanılmasına izin verildiğidir!..
Söylendiği ve geçmişte denendiği gibi ölümcül olduğu, sinir felcine yol açtığı ve insanın genetik yapısında taşıdığı hastalıkları tetiklediği önümüzdeki 3-5 yıl (en geç 10 yıl) içinde ortaya çıkacaktır. Bir ülkenin geleceğini tehlikeye atmak anlamına gelen böylesine ciddi bir olayda, devlet yetkililerinin bu kadar aymaz davranabilmesi, mutabakat sağlanamaması gerçekten endişe vericidir. Daha acı olan gerçek ise; Batı’nın laboratuar ortamında meydana çıkardığı ürünleri (özellikle kimyevi ve biyolojik) test edecek bilimsel imkanlardan maalesef mahrum olduğumuzdur. 
 
Uzmanlar, Domuz gribine yol açan H1N1 virüsünün bulunduğu ortama göre mutasyona uğradığını (değişim geçirdiğini) ve 6 ayda bir yenilenmesi gerektiğini belirterek, buna göre her yıl 35 milyon liralık aşının ithal edilebileceğini dile getiriyorlar. Bu gerçek, laboratuar ortamında üretilen H1N1 virüsünün hem yeterince etkili/ölümcül olmadığını/olamayacağını, hem de stok halde alınamayacağını göstermektedir. Ayrıca insanların bu aşıyı vurulması durumunda yol açacağı sağlık sorunları açısından da ciddi şüpheler içermektedir.
 
New Jersey′de 1976 yılında askeri personel arasında çıkan domuz gribi salgınında 1 kişi ölünce bunun üzerine herkesin aşılanması gerektiğine kara verilmiş; 40 milyon Amerikalının aşılandığını, bu aşıya bağlı olarak ise 25 kişinin öldüğü ve 532 kişide sinir felcine yol açan Guillian-Barre sendromu görüldüğünü dönemin gazetelerinden öğreniyoruz. Bunun üzerine dönemin ABD Başkanı Gerald Ford, aşılamayı durdurmuş, ihracını yasaklamış ve her ülkenin kendi ulusal aşı programını başlatmasını istemiştir.
 
Sağlık Bakanlığının aldığı Smith Klein, Pastör ve Novartis aşılarında alüminyum ve skualen maddesinin bulunduğunu kaydeden Eski Sağlık Bakanı Durmuş; aşının gerekliliği, etkinliği ve hem de öldürücü ve felç edici etkilerinin, bilim çevrelerinde isteksizliğe yol açtığını vurguladı.
Domuz gribi pandeminin (H1N1) laboratuvarlarda üretilen bir virüs olduğuna dair resmi beyanların BM Genel Kurulunda ifade edildiğine dikkati çeken Durmuş, dünyada 60′ı aşkın grip salgını yapan virüs bulunduğunu kaydetti.
Uzmanlar, Domuz gribinin daha hızlı yayıldığı halde mevsimsel gripler kadar korkutucu ve öldürücü olmadığını belirtiyorlar. Her yıl normal gripten, dünya genelinde 250-500 bin, ülkemizde ide 5000 civarında insanın öldüğü bilinmektedir. O zaman en yetkili ağızlar aracılığıyla niçin toplum paniğe sevk edilerek hemen aşı olun denilmektedir? Küresel krizin faturası gelişmekte olan ülkelere bu şekilde mi ödettiriliyor acaba?
 
Bunca gerçek göz önünde iken, Eski Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un ifadeleri ile sorarak bitirelim: “Bir bakan halk sağlığını korumak yerine, toplumu salgınla korkutup virüsten ve zararı faydasından çok pahalı aşıyla, ithalatçısından yana tavır koyar mı?′′
 
Bu aşı ve ilaç konusu, anlaşılacağı üzere bitmeyecek kadar derin ve münbit bir konudur. Müslüman doktorların birçok konuda olduğu gibi meseleye ilgisiz kalmaları ya da Batılı ürünlere olan aşırı güvenleri rahatsız edici düzeyde olduğu için, meseleyi irdelemeyi üstümüze vazife addettik.
 
Devamı gelirse hoşgörüle!

  Yorumlar
+ Yorum ekle
Yazan : yesmm          25.01.2010 - 22:08

http://haber.ekolay.net/Haber/2705/681328/istanbulda+domuz+gribi+senaryosu+tutmadi.aspx
İstanbul İl sağlık müdürünün basın toplantısı yazısını okursanız yazarın yazısının maksadı daha iyi anlaşılıyor.İstanbul il sağlık müdürünün açıklamasından "Pandeminin engellenebilmesi için 20 milyon doz civarında aşı yapılması gerektiğine işaret eden Dokucu, “Dolayısıyla toplum bazlı çalışma yapan uzmanlara göre, ortaya çıkan bu rakamlarla bizim aşı gerçeğimizin örtüşmediğini görüyoruz. Yani biz 20 milyon doz ilaç yapmadığımıza göre bu pandeminin kesilmesindeki ana faktör aşı değil, hastalığın bizzat kendisi” dedi. "
Tüm yazylary
ERGENEKON NEYİ GİZLİYOR
RESMİ BİR DALAVERE: DOMUZ GRİBİ AŞISI
KİRLİ SERVET - I
KİRLİ SERVET - II
KİRLİ SERVET - III
HAYDI ETNIK KÖKENİMİZİ KEŞFEDELİM
SANAT İÇİN SOYUNMAK - I
SANAT İÇİN SOYUNMAK - II
KİRLİ STK’LAR - I
KİRLİ STK′LAR - II