• DERGİ
  • SİNEMA
  • GEZİ
  • BİYOGRAFİ
  • ANALİZ
  • TARİH
YAZARLARIMIZ
necdet meşe
necdet meşe
KİRLİ STK′LAR - II
osman koca
osman koca
BAYRAMİYE
fehmi yakut
fehmi yakut
DİYALOG ZEHİRLENMESİ
kaniye ayer
kaniye ayer
KENDİNE İNANMALI, BAKUGAN’INA GÜVENMELİSİN!
cengiz cantürk
cengiz cantürk
İDRİS-İ BİTLİSİ
abit yaşaroğlu
abit yaşaroğlu
SİYONİZM VE GEMİLER
hamit hatipoğlu
hamit hatipoğlu
KATSAYI KARARINA DAİR
hüseyin kerim ece
hüseyin kerim ece
SÜKUTUN DİLİ
mehmet horasan
mehmet horasan
CUMA GÜNLERİ İMAMLARA ÖZGÜRLÜK
alim daşpınar
alim daşpınar
GIDA SAVAŞI - II
metin ünlü
metin ünlü
GÜLÜMSÜYORUM
GENÇ KALEMLER
tuğba sevim
HADİ AĞLA BİRAZ
tuğba sevimesma pınar kavalcı  kübra şenalaynur malkoç hilal yılmaz kübra kuruner neslihan arviş
ALINTI YAZILAR
hüseyin akın
Zor zamanda konuşmak
Bookmark and Share Bu yazı 153 defa okunmuştur.

KİRLİ SERVET - I 11.02.2010

Servet, kabaca dört şekilde elde edilebilir; birincisi, çalışıp çabalayıp helal yoldan kazanarak, ikincisi, çalıp çırpıp milleti soyarak, üçüncüsü, iktidar ve güç odaklarıyla girilen kirli ilişkiler sayesinde ve dördüncüsü de, miras yoluyla. Servet edinmede miras dahil diğer üç tanesi ciddi zaman alsa da, bugün en hızlı ve en yüksek oranda servet edinme yolu iktidar ve güç odaklarıyla girilen kirli ilişkilerden geçmektedir.

 

Helal yoldan kazananlara hayırdan başka diyecek bir sözümüz olamaz, ama milletin malını/parasını çalarak palazlananlar, emeğini/alınterini sömürerek servet kazananlar inancı ne olursa olsun kalemimizin hışmından kurtulamaz. Ne yazık ki devran, genellikle bu tip kimseler üzerinden döndüğü için örneği de çoktur, söylenecek söz de. Biz konuyu, “kirlenme” ekseninde müslüman camiayla sınırlı tutacağız. Adaleti ve eşitliği ilke edinmesi gereken, kul hakkı dendiğinde vicdanları titremesi gereken müslüman işadamları; son yıllarda kapitalist kulvarda inanılmaz bir ilerleme kaydettiler. Ancak manevi büyümeleri maddi büyümeleriyle atbaşı gitmedi/gitmiyor; tam tersine sermaye ve kazanç bakımından hızla büyürken, dini ve manevi değerler bakımından hızla küçülüyorlar.  Ne üretirken, ne kazanırken, ne harcarken artık İslami ölçülere riayet etme ihtiyacı hissetmiyorlar. Zira onların, çağdaş fetvacılardan(!) aldıkları kendi “yeni ölçütleri” ve artık “dindar ekonomi duayenleri” var.

 

Özallı yıllarda esmeye başlayan “libarelleşme” rüzgarları, açtığı yeni ve hızlı kazanç kapılarıyla kendi köşesinde münzevi yaşayan dindar işadamlarına bir yandan yeni ufuklar kazandırırken, bir yandan da kazanma iştihalarını kabartmıştı. Bu münzevi/dindar zenginler, 1990’lı yıllarda Refah Partisi’nin yükselişiyle birlikte, geçmişten gelen birikimlerini de kullanarak dönemin iktidar imkanlarıyla iyice devleşirken, bir yandan da yeni yetme sermayedarlar ortaya çıkmaya başladı. Refah Partisi’nin yerel yönetimlerdeki başarıları ve 11 aylık iktidar dönemi, Özal döneminin tecrübe ve birikimi ile birleşince, muhafazakar-islami kesimde zenginler daha zengin oldu. Bu eski kodamanlardan sınıf itibarı ile çok farklı olmasalar da (esnaf ve atelyecilikten gelme, hepsi dindar ve taşralı), aradan  “Anadolu aslanları” tabir olunan yeni bir sınıf sıyrılmayı başardı. Nitekim, bu gelişimin bir uzantısı olarak konjonktüre uygun bir şekilde, MÜSİAD ve Anadolu Kaplanları gibi muhafazakar/müslüman işadamlarını bir çatı altında toplayan oluşumlar ortaya çıkıverdi. Kısa bir zamanda devşirdikleri maddi ve siyasi güçle, 2000’li yıllarda çoktan iktidarın kapılarına dayanmışlardı bile. Müslüman işadamlarının gittikçe yükselen kazanma hırslarını ve iktidar ihtiraslarını AK Parti karşıladı. Liberalizme giydirilmiş “ılımlı İslam” gömleği ile müslümanların karşısına çıkan “yeni muhafazakarlar”, ortaya koydukları yeni protestan/kapitalist vizyon(!) ile dindar/muhafazakar kesimi adeta büyülemişlerdi. Giydirilmiş din kisvesi ile kazançta sınır tanımayan ve iktidara yanaşık düzende büyümeye cevaz veren bu yeni vizyon; din anlayışıyla yıldızı bir türlü barışmayan kemalist/laik/sol elit karşısında meşruiyetini (iktidar icazetini) dış odaklardan almaktan da çekinmiyordu. 2002’de gemi azıya alan “ılımlı dindar kapitalistleşme” süreci bugün neredeyse zirve noktasına ulaşmış durumdadır. Eski ile bağını koparan bu yeni sınıf, müthiş bir toparlanışla(!) (şahlanış mı demeli) kısa bir zaman içerisinde (sadece sekiz yıl) kendi dolar milyarderini, eklemlenmiş medyasını, sosyal/sivil kurumlarını, iliştirilmiş “aydınlarını, alimlerini, yazarlarını” çıkarmayı başarmıştır. 

Hasbelkader reel sektörde var olan, kalıcı olmakta ısrar eden (ya babadan kalma miras ya da kendi çabasıyla tutunan) müslüman sermayedarın kirlenme boyutları da haliyle farklılık göstermekte. Yeşil sermayenin engin hüneri ile gerçekleştirilen Avrupa çıkarması sonucunda vuku bulan “Holding faciası”nı da burada bir “kirlenme örneği” olarak zikretmek elzemdir. Avrupa’da mukim Türklerden toplanan paraların -pek azı hariç- ehil olmayan ellerde hünerle buharlaştırılması, büyük ortaklıkların “özel bilgiler” eşliğinde şahsi servete dönüştürülmesi dindar kesimin ekonomik performansını(!) göstermesi bakımından gerçekten destanlık bir olaydır. Ayakta kalmayı başaran Holdingler ise, hala ortaklarıyla olan sorunlarını çözerek sağlam bir zemine oturtmayı başaramamıştır. Şirketlerin işleyiş ve idaresinden doğan eksiklikler, hatalar, ahbap-çavuş ilişkileri ve gayrı İslami tutumlar da başarısızlıkları perçinleyen ayrı bir husustur.

Bu Holdingler dahil, düne kadar reklamın helalliğinde bile tereddüt edenler, reklam kliplerinde haramdır diye kadın oyuncu oynatmaktan imtina edenler, bugün tamamen şirazelerinden çıkmış durumdadır. Kadın çıplaklığından tutun da, müstehcen sahneler içeren kliplerden, “delikanlı kızlara” hızlı bir geçiş yapmışlardır. Bu dindar(!) kapitalist “hacıbabalar” için üretimde ve pazarlamada meşruiyet sorunu çoktan ortadan kalkmıştır.

Bu ekabir tayfanın destek ve himmetleri, iktidarın imkan ve nimetleriyle birleşince; ne yazık ki müslüman camiada rayından çıkmış bir ekonomik gelişme ve büyüme ortaya çıkmıştır. Üretirken helal-haram sınırlarına riayet etmeyen bir anlayışla hareket edilmekte; faizli işlemlerden, spekülatif kazançlardan, işçinin emeğini sömürmekten, kadın çıplaklığını ortaya çıkaran dış kıyafetler üretmekten ve cinsellik istismarına dayalı reklamlardan tutun da, gıda maddelerine katılan domuz etinden ve atık kemiklerden mamul zararlı ara maddeleri üretmeye/kullanmaya kadar liste uzamaktadır. Dindar (yeşil) sermayenin  ürün reklamları yıkıcılıkta, yozlaştırmada ve cinsellik istismarında kapitalist/liberal/seküler kesime neredeyse rahmet okutturmaktadır; erotik pozlar/hikayeler eşliğinde ürün klipleri, çıplaklığa dayanan kadın istismarı, çocuk istismarı, her türlü terbiye sınırını zorlayan “delikanlı kızlar” formatı meseleyi müdahale edilebilir olmaktan çıkarmak üzeredir/çıkarmıştır.

 

Servetlerine servet katmak isteyen bu "yeni muhafzakar/yeni burjuvazi" tayfası, tatmin olmayan bir kazanma hırsıyla sürekli tüketimi körüklemektedirler. "Servet tek elde dolanan bir meta (güç/devlet) haline dönüşmesin!" (Haşr Suresi 7) emr-i ilahisine isyan edercesine, kapitalist bir mantıkla daha çok kazanmak ve servet yığmak için her (liberal) yolu deniyorlar. Bunun için kapitalizmin yıkıcı üretim, piyasa, pazarlama ve reklam tekniklerini kullanarak sınırsızca üretimi körüklüyorlar ve doymak bilmez bir iştiha ile ürettiklerini satmaya çalışıyorlar. Daha çok ürettikçe daha çok kirleniyorlar, daha çok kirlendikçe daha yıkıcı (vahşi) davranarak daha çok satıyorlar; böylece kısır bir döngü içerisinde bir yandan tüketimi körüklüyor ve körükledikçe daha çok kirleniyorlar. Bu kapitalistçe tutku ile, devasa servetler kazanıyorlar, karlarına inanılmaz karlar ekliyorlar. Farkında değiller ama, “pazar ekonomisine(!)” dayalı bu sınırsız üretim ve çılgınca tüketim dünyasında hergün biraz daha inançlarını kaybediyor, biraz daha İslam’dan uzaklaşıyorlar.

 

Bir müslüman müteşebbis açısından, İslami ölçüleri ve ahlaki değerleri ayaklar altına almak pahasına; kendine ve ülkeye yetenden daha fazlasını  üretmek için çırpınmak doğru mudur? Haydi üretti diyelim, islam’ın hiçbir şiarına uymayan reklamlarla satmaya çalışmak ta ne oluyor? Ya insanları çığırından çıkaracak şekilde tüketimi körüklemeye ne demeli? Müslümanların sınırsız üretip sınırsız kazanacağına ve sınırsız harcayacağına ilişkin ayet ve hadisler var da biz mi bilmiyoruz? Nerede İslam’da öngörülen denge, tevazu, hayırda yarışmak, komşunun hukukunu korumak, infak etmek? Bir çırpıda sayabileceğimiz, halkımız arasında atasözü halina gelmiş ayet ve hadislerin, bu tutumlarla telifi mümkün müdür?

 

 “Allah alım-satımı (bey’a) helal, faizi haram kılmıştır.” (Ayet)

“Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz!” (Ayet)

“O mü’minler ki, zekatlarını verirler ve Allah yolunda infak ederler!” (Ayet)

“Faiz alıp verenler kabirlerinden şeytan çarpmış gibi kalkarlar!” (Ayet)

“Komşusu açken tok yatan bizden değildir?” (Hadis)

“İşçinin ücretini teri kurumadan veriniz!” (Hadis)

“Veren el, alan elden üstündür!” (Hadis)

 

Peki gerçekte durum nasıl gelişiyor? En yeşil renge ve “en tatlı” ürünlere sahip olan dindarlığı ile meşhur grubun hükmettiği servet bugün 5.000.000.000 USD (yazıyla; beş milyar dolar) civarındadır. Ve tadı aynı olmasa da aynı renkte (yeşil) daha bir çok dolar milyarderimiz var! Bir servetin gerçek büyüklüğünü bulmak için dünyada geçerli olan formül; vergilendirilmek suretiyle kayıt altına alınmış (resmi olan) servetleri, resmi olmayan bölümünü de katarak ikiyle-üçle çarpmaktır. Ülkemizde bu büyüklükte servetlere sahip müslümanlar olduğu için gerçekten hamd mı etmeliyiz? Erişilmez boyutlardaki servetleri, sürekli büyüyerek önü alınamaz bir güç ve iktidar aygıtına dönüşürken savinmeli miyiz? Devasa büyüklükteki servetleriyle, sınırsız üretimi ve çılgınca tüketimi körükleyerek, insanların emeğini/alınterini sömürerek kapitalizmi ayakta tutarken şükür mü etmeliyiz?

 


  Yorumlar
+ Yorum ekle
Yazan : seyyahoğlu          17.02.2010 - 11:24

sevgili dostum ;

yazıya döktüğün pek çok şeyin altına imzamı atarım. fakat bu olumsuz hallerin yaşanmasında da farklı açıdan bakıldığında olumluluk var diye düşünüyorum. bırak herkes içinde büyüttüğü ahlaksız ve şımarık çocuğu dışında büyütsün. dışında büyütsün ki; ne halde olduğunu cümle alem gibi bir zaman sonra kendiside görsün. islama ve müslümanlığa leke oluşturan bu zavallı insanlar emin ol yok olmaya, itilmişliğin kaçınılmaz damgasını yiyerek bulunduğu yeri terk etmeye, ve inşallah pişman olmaya ve tevbe etmeye mahkumdurlar. bu süreç islamın o muazzam güzelliğini insanlığa yeniden filizlenerek sunmak adına önemli. çürük armut dalda unutulmuşsa nihai olarak yere düşer ve parçalanır. ama sağlamı yere düşsede sağlamdır ve eline alan tarafından iştahla bir güzel yenilir.. çürükleri bilmek lazım ama çok kafa yormayada gerek görmüyorum....
Tüm yazylary
ERGENEKON NEYİ GİZLİYOR
RESMİ BİR DALAVERE: DOMUZ GRİBİ AŞISI
KİRLİ SERVET - I
KİRLİ SERVET - II
KİRLİ SERVET - III
HAYDI ETNIK KÖKENİMİZİ KEŞFEDELİM
SANAT İÇİN SOYUNMAK - I
SANAT İÇİN SOYUNMAK - II
KİRLİ STK’LAR - I
KİRLİ STK′LAR - II