• DERGİ
  • SİNEMA
  • GEZİ
  • BİYOGRAFİ
  • ANALİZ
  • TARİH
YAZARLARIMIZ
necdet meşe
necdet meşe
KİRLİ STK′LAR - II
osman koca
osman koca
BAYRAMİYE
fehmi yakut
fehmi yakut
DİYALOG ZEHİRLENMESİ
kaniye ayer
kaniye ayer
KENDİNE İNANMALI, BAKUGAN’INA GÜVENMELİSİN!
cengiz cantürk
cengiz cantürk
İDRİS-İ BİTLİSİ
abit yaşaroğlu
abit yaşaroğlu
SİYONİZM VE GEMİLER
hamit hatipoğlu
hamit hatipoğlu
KATSAYI KARARINA DAİR
hüseyin kerim ece
hüseyin kerim ece
SÜKUTUN DİLİ
mehmet horasan
mehmet horasan
CUMA GÜNLERİ İMAMLARA ÖZGÜRLÜK
alim daşpınar
alim daşpınar
GIDA SAVAŞI - II
metin ünlü
metin ünlü
GÜLÜMSÜYORUM
GENÇ KALEMLER
tuğba sevim
HADİ AĞLA BİRAZ
tuğba sevimesma pınar kavalcı  kübra şenalaynur malkoç hilal yılmaz kübra kuruner neslihan arviş
ALINTI YAZILAR
hüseyin akın
Zor zamanda konuşmak
Bookmark and Share Bu yazı 212 defa okunmuştur.

GAZZE MESCİD-İ AKSANIN YENİ ÖRTÜSÜMÜ 16.02.2010

 

Gazze bombardımanının ardından tam bir yıl geçti. Pek çok insan Tv ekranlarından evlere servis edilen ölüm ve bombardıman görüntüleriyle öğrendi gazzeyi. Peygamberimizin soyunun bu şehre dayandığını, denize sınırının olduğunu, bir buçuk milyon insanın yaşadığını, halkın ve hamasın mısır sınırı boylarındaki tünellerden geçerek yaşam mücadelesi verdiğini ve daha bir çok şeyi bu savaşla birlikte öğrendi insanlık. Ve lanetler okudu düşen her bombaya. Okullar bombalandı, hastahaneler, basın binaları ve itinayla seçilmiş daha bir çok özel yer. Evler tek tek arandı, nedeni pek anlaşılamayan sebeple insanlar evlerini terk ettikten sonra bombalar yağmaya başladı. Binlerce ton bomba düştü ama ölen insan sayısı sadece binbeşyüzdü. Bu işte bir terslik mi vardı, dünyayı ayağa kaldıracak kadar pervasızca yağan bombalar daha çok insan öldürmek için atılmamışmıydı yoksa? Düşmanın yaşamına şimdilik imkan tanımak bir zaman sonra ölümü gösterip sıtmaya razı etmek kabilinden bir şeyin ön hazırlığı olabilirmiydi? Savaş tüm hızıyla devam ederken dünyanın bir çok yerinde gösteriler oldu, mitingler düzenlendi, yürüyüşler yapıldı, Siyonist konsolos ablukaya alındı, lanetler okundu, golan tepelerine konvoylar düzenlendi. İnsanlık Siyonist ruhu bir kaşık suda boğacak kadar kin ve nefret kusuyordu. Ne var ki İsrail umursamaz tavırlarıyla insanı çileden çıkartacak kadar pervasız davranıyor, kıskandıracak kadar öz güven görüntüsü sergiliyordu. Savaş bitmiş bombalar susmuştu. Davos zirvesi düzenlendi, kan akıtmayı kutsayan, sapık bir iman ışığında acımasızca katliam yapmayı yaşam tarzı haline getirenler yine kendi tertip ettikleri zirvelerle; savaşı, barışı ve terörü görüştüler soğuk bir dağ başında. İslam dünyası savaş boyunca öne çıkan yeni liderinden bir şeyler bekliyordu. Aynı lider başucunda katledilen yüzbinlerce insanın, tecavüze uğrayarak, aşağılık uygulamalara maruz kalmasına seyirci kalmış tam tersine zalimlere ev sahipliği yapabilmek için olağan üstü bir gayret göstermişti. Her zaman olduğu gibi gelen yeni şey eski olanı unutturmuştu. Çünkü her şey bir film gibi izlettiriliyordu insanlara. Sanki birileri öfke ve merhamet duygularımızı kontrol edebilecek kadar ileriydi. Tertip heyeti en ince ayrıntıyı hesaba katarak savaşın vahşi çehresini psikolojik derinlikle süslemek suretiyle zirveye renk katmayı ve iman sahiplerine kıralın çıplaklığından ziyade işaret parmağını gösteren küçük biladeri takdim etmeyi arzulamış olmalıydı. Ve gazze için bir dakikalık saygı duruşu tüm ölümlerin ak perdesi olarak tarihe geçmişti bile. Bütün mazlumlar sokaktaydı, birkaç dakika sonra yapılan nedamet sözcükleri bu muhteşem haykırışı örtemezdi. Bir yiğit ayağa kalkıp kırala çıplaksın demişti, hatta katilsin, canavarsın, vahşisin.. aylarca sürecekti bu sevinç gösterileri, yıllarca izi silinmeyecek bir mecraya çekecekti zihinlerimizi. Amaç güçlenen özgürlük halkasının inkıtaya uğratılması ve kontrol edilebilir olmasını sağlamak, önlenemez sahih islamın önünü kontrol edilebilir bir İslam modeli ile engellemek gibi görünüyordu. Bütün dünya bu haykırışa kilitlenmişti adeta. Savaşın üzerinden daha birkaç ay geçmeden ülke (neden şimdi) yeni hariciye reisiyle baş döndürücü bir atağa kalkışmıştı. ‘stratejik derinlik’ kazanmaya çabalayan Türkiye hiçbir engel görmeden her adımda kitaplaştırdığı derinliğe doğru ulaşıyordu. Bu işte bir terslik olmalıydı, en azından diken üstünde duran türkiyenin bu kadar kolay kazanım sağlaması sorgulanmalıdır. İlişkiler gerliştiriliyor, kapılar açılıyor, sanki bu gelişmeye paralel olarak ülke insiyatif alıyormuş gibi bir havaya sokularak aslında rol alan bir ülke konumuna doğru sürükleniyordu. Siyonist İsrail kendi güvenliği için kurduğu devletçikleri bu vesileyle kaybetmeyi de gözemi almıştı? Sınırlar açılıyor, komşu ülkelerin sevinç çığlıkları evlerimize kadar geliyordu. Ne var ki onlarca yıldır arz-ı mevut a ulaşabilmek için yapmadık şey bırakmayan sapık amaç uğruna milyonlarca insanın kanını akıtmayı mübah sayan ve her daim akıtmaya hazır olan bir ülke suskunluğunu koruduğu gibi it dalaşı havasında beyinlere enjekte ettiği morfinlerin haricinde Türkiye ile ilişkisini hiçbir şekilde bozmuyordu. İsrail oğulları yüzyıllardır emek verdikleri stratejik sapıklıklarını kaybetmiş yada rafamı kaldırmışlardı.  Bunca emeğin semeresi bölgesel etkinliğin el değiştirmesi mi olacaktı. Endonezyadan fasa kadar iddialı projeleri öne sürenler sanki hiç yokmuş gibi davranıyor, türkiyenin olağan üstü açılımlarına seyirci kalınıyordu. Bir şeyler faklı yöntemlerle her zaman olduğu gibi yolunda gidiyordu ki kimseden ciddi oranda bir ses çıkmıyordu. İsrail kendi ördüğü duvarların altına dinamit koyan bir yapıya üstelik en etkin olduğu ülkelerden biri olan türkiyeye göz yumuyor patır patır açılan kapılara seyirci kalıyordu. En azından her fırsatta irana gösterdiği saldırgan tutumun onda birini bile türkiyeye göstermeyerek akledenler için bir çok şeyi işaret ediyordu. Kıyamet saatinin burgu kolunu elinde tuttuğunu iddia eden İsrail acaba Süleyman mabedini inşa etmek için zorunlu tavizler vererek sonuca ulaşmanın peşinde mi koşuyordu.
                                                     
Gazze, mescidi aksaya beslenen duyguların yeni adresi olarak karşımızda duruyor artık. Gazze, kanlı ve bi-çare haliyle ümmetin kucağına bırakılmış yaralı bir çocuğu andırıyor.
Gazze, ‘dayan kanlı gazze ey esir gazze bu zulüm işkence sürmez asla’ mısralarıyla yeni bir ezgi üretmeye bizi itiyor. Gazze o kadar mazlum ki yavaş yavaş ve kanıksatarak mescid-i aksayı sanki içimize gömüyor.
 
            Gazzeye odaklanan yürekler, acının zulmün ve kuşatmanın yanında olduğunu haykırırken birilerinin ustaca oyunuyla acaba daha önemli yerlerden el ayak çekmeye mi yönlendiriliyordu? Yıllardır kuşatma altındaki Filistin toprakları ve allahın ilk kıblegahı mescidi aksa gazzeye yapılan bu acımasız katliamla beraber unutturulmaya mı çalışılıyordu? El fetih gazzeden çıkartılmış, meşru liderleriyle beraber batı şeria ve diğer bölgelere maaşlı güvenlik görevlisi yapılmıştı. Aynı şekilde hamas esir vekillerini İsrail zindanlarında bırakarak çaresiz gazzeye razı olmuştu. Artık mescid-i aksa siyon yıldızını taşıyan sapık insanlar tarafından abluka altına alınmış sorunsuz bir kuşatmayı yaşıyordu. Zira insanlık bin beşyüz insanın öldüğü gazzeye odaklanmış, dünyanın bir çok yerinde katledilen tecavüze uğrayan aşağılanan yüzbinlerce insan ise öne çıkan bu savaş sayesinde unutulmuştu. Elbette ki gazzeye sahip çıkılmalıydı, elbetteki sapık zihniyet aşağılanmalıydı. Ama ortada olup bitenleri aklı selim ile irdelemek ve ona göre bilinç geliştirip insanları uyarmak her müslümanın boynuna borçtur. Müslümanlar özellikle Türkiye halkı, olan biten her şeyden haberdar olmaya çalışıyor tüm gayretiyle bu ablukayı yaşayan kardeşlerinin yanında olmaya gayret ediyor. Acaba istenilen şeyde bumuydu? Gazzeyi gören gözlerden kudüsü saklamak. Yıllardır tüm dünyaya ve Müslümanların beynine kubbetüssahrayı altın sarısı renkleriyle mescid-i aksa diye kazıyanlar benzer bir yaklaşımla kudüsü zihinlerden silip kutsal şehir ve insanlığın ilk kıblegahını yavaş yavaş zihinlerden silip kuşatmanın meşruluğunu mu kazanmaya çalışıyordu? Süleyman mabedini inşa edebilmenin zorunlu olarak taviz vermeden mümkün olmayacağını anlayan İsrail Süleyman mabedi için gazzeyi gözden çıkarmış olamazmıydı? Düşmanını yok edemiyorsan kontrol et, öldüremiyorsan emin ellere teslim et. Yarın gazze kapısı birazcık aralandığında yüreğimiz ferahlayacak, fakat mescid-i aksanın altı oyulduğunda acaba bunca insan neler yapacak??          

  Yorumlar
+ Yorum ekle
Yazan : perestroyka           16.02.2010 - 11:03

Mescid-i Aksa'ya bu şekliyle bile olsa dikkat çekmenizi önemsemekle birlikte,keşke argümanlarınızı günlük siyasetin içinden bir dille değil de "stratejik samimiyet" le yapsaydınız faydalı bir tartışmaya kapı arayabilirdiniz.Yine de ben kendi adıma bu yazıyı böyle bir çalışma olarak gördüğümü belirtmeliyim.
Yazan : desender          20.02.2010 - 13:03

Üstad yazınızı çok isabetli ve yerinde serzenişlerle ifade etmişiniz. Dikkat çekmek istediğinin konu fevkalade önemli. Bu oyunlara gelmeme adına neler yapabileceğimize karar vermeliyiz ve ona göre hareket ederek Mescid-i Aksa'ya yönelmeliyiz. Selam ve Dua ile.
Tüm yazylary
EKMEK YEDİM GURUCA, SU İÇTİM DURUCA
GAZZE MESCİD-İ AKSANIN YENİ ÖRTÜSÜMÜ
GIDA SAVAŞI I
GIDA SAVAŞI - II